|
ASANSÖR HABER DERGİSİNİN UZMAN KÖŞESİNİN KONUĞU OLAN EMO (ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI) EĞİTİMCİSİ NAİM TOYGAR TECRÜBELERİNDEN YOLA ÇIKARAK SEKTÖRE GENEL BİR BAKIŞ ATIYOR…
NAİM TOYGAR – ELEKTRİK ELEKTRONİK MÜHENDİSİ   naim.toygar@emo.org.tr
 
İnsan ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla tasarlanan asansör sistemleri hayatımızın vazgeçilmez araçları haline gelmiştir. Bu sistemler teknolojinin gelişmesiyle birlikte çok kısa sürede büyük aşamalar kaydetmişlerdir. Bu gelişmeyle beraber insan sağlığı can ve mal güvenliği konusu ticari kazançtan daha önce düşünülmelidir. Bu sebeple sistemin tasarımından itibaren her safhasında mevcut standartlara uyulması bu konuda yetkili mühendislere güvenilmesi ve ilgili kurumlar tarafından sürekli denetlenmesi gerekmektedir. Yetkili mühendisler de lisans eğitimleri ile birlikte asansör konusunu öğrenmelidirler. Bu konuda yüksek öğrenim kurumlarındaki eğitimlerin eksik olan kısımları meslek odaları tarafından kapatılmaya çalışılmalıdır.
 
TARİHÇE
Yatay düzlemde hareket insanlığın ilk yıllarından itibaren gerçekleşen bir olgudur. İnsanoğlu önceleri el ve ayakları daha sonra ise omurgasının doğrulması ile beraber sadece ayakları üzerinde bu yatay hareketleri rahatça yapabilir duruma gelmiştir. İnsanın düşey düzlemde hareketi ise düşme şeklinde (aşağı yönde) çok rahat yapılabildiği halde yükselme (yukarı yönde) isteği her zaman kendisine zorluk çıkarmıştır. Binlerce yıllık evrim döngüsünde pek çok yeteneği kazanmış olmasına karşılık (ki bunların içersinde paha biçilemeyecek derecede değerli olanı zekâsıdır) dışarıdan bir araç ve etki olmadan yeterince yükselmesini becerememiştir. Gelişen teknoloji ile beraber yalnızca kendi bedeni değil aynı zamanda kullanmış olduğu pek çok malzemenin de bulunduğu yerden daha yükseklere çıkarılması gerekmiştir.
İşte zaman içerisinde bu zeki yaratıklar yukarı yöndeki düzlem hareketi konusunda kaldıraç ile işe başlayıp çıkrık benzeri sistemlerle devam etmişleridir. Bu amaçla da hep kol güçlerini kullandıkları söylenebilir. Hatta ortaya atılan birçok teoriye göre eski çağlarda Mısır Piramitleri’nin yapımında bile çeşitli kaldıraç ve çıkrıklar kullanılmıştır.
Ancak gerek yeterince verimli olamaması gerekse zaman açısından meydana gelen kayıplar insanları arayış içerisine itmiştir. 1760’lı yıllardan itibaren başlayan endüstri devrimi ile beraber düşey düzlemde yukarı yönde hareket de geliştirilmeye başlanmıştır. 1800’lü yılların başlarında bu konuda çeşitli fikirler olmakla beraber düşey düzlemde yukarı yönde hareket ekonomik görülmemiştir. Bu konuyla ilgili olarak 1850’li yıllarda İngiltere’deki tekstil fabrikalarında işe başlandığı söylenebilir. 1880 ve 1890 yıllarında elektriğin kullanımı ile beraber yeni sistemlerin geliştirilmesi işi daha pratik ve ekonomik hale getirmiştir.
İnsanoğlu her alanda olduğu gibi düşey düzlemde yukarı yönde hareket alanında da modern açıdan ilk buluştan sonra asansör olarak adlandırdığımız bu sistemin geliştirme işini çok hızlı bir şekilde ilerletmiştir. Sistemi bir yandan yeni buluşlarla pratik ve ekonomik alanda geliştirirken bir yandan da “Nasıl daha güvenli olarak kullanabilirim?” sorusuna yanıt aramıştır. Elisha Graves Otis’in 1854 Mayıs’ında asansörünü tanıtırken platformu yükseltip askı halatını keserek serbest düşmeye bırakması ve bırakılan platformun çevredekilerin şaşkın bakışları altında frenleyip askıda kalması asansör sistemlerinin emniyetli olarak kullanılabileceği düşüncesinin ilk ürünüdür.
Her alanda olduğu gibi asansör sistemi de insanoğlunun kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ortaya çıkmış bir buluştur. Tarih boyunca hayal gücü sınırlarını zorlayan pek çok kişinin yeni buluşlara imza attığı bilinmektedir. Bunlar tamamen imkânsız diye nitelendirilen hayal ürünü buluşlar olabileceği gibi tesadüfler sonucu da ortaya çıkarılmış da olabilirler. Hatta buluşun sahibi konu ile hiç alâkası olmayan bir karakter de olmuştur zaman zaman. Ancak çoğunlukla konuya uzak kişilerin çalışmaları ilk buluş ile beraber sonlanmıştır. Ortaya çıkarılan bir sistemin geliştirilmesi daima o konuda eğitim almış ve yetkili olan kişilerce sürdürülmüştür. Buluşun daha kullanışlı daha ekonomik ve daha güvenilir olması için her zaman yetkili kişilerin yapmış olduğu çalışmaların istenilen sonuçları verdiği söylenebilir.
 
SEKTÖR VE MÜHENDİSLERİMİZ
Bu konuyu ülkemiz açısından düşünürsek her alanda olduğu gibi asansör alanında da ehliyetsiz kişilerin olayı sahiplendiğini söyleyebiliriz. Böyle davranılmasının sebebi “Bunu en iyi ben bilirim” zihniyeti olabileceği gibi ticari kaygılardan da kaynaklanabilmektedir. Oysa ehliyetsiz kişiler asansör teknolojisinin gelişimi ve sistemin uygulanabilirliğini yetkili teknik personellere bırakıp işin ticari boyutu ile ilgilenmekte olsalar yetki karmaşası yaşanmayan bir ortam karşımıza çıkacaktır.
Öğrencilik döneminde teori ve uygulamanın beraberce verilmediği yani mesleğin yarım öğretildiği bir ortamdan deyim yerinde ise kurtlar sofrasına çıkışta yeni mezunların çok yara alacağı açıktır. Sahip olduğumuz diplomalar bizleri bir anda “mesleğimizin sınırları içerisinde her alanda tam yetkili kılmak” gibi bir yanlışlığa aracılık yapmakta sektördeki ticaret sahipleri de aynı kandırmacanın devamı olarak bizlerden derhal yüzde yüz bilgi ve beceri beklemektedirler. Oysa çekirdekten yetişen bir firma sahibi mesleğe başladığı ilk anda hemen mi ustalık sıfatını almıştır? Ya da lisans veya lisansüstü eğitimini yapmış fakat farklı bir meslek grubundan olan bir firma sahibi ilk yıllarında hiç mi daha tecrübeli kişilerin kinayeli sözleriyle muhatap olmamıştır? Yaşlarımız kaç olursa olsun böyle durumlarda hepimiz geriye dönüp ilk yıllarımızı bir hatırlamalıyız. Ancak o takdirde karşımızdakine daha anlayışlı davranabiliriz.
Mesleğin uygulanabilirliği teknolojik gelişimin sağlanabilmesi ve her şeyden önemlisi insan sağlığı ve hayatının ön planda olması gereken böyle bir sektörde eğitimin ne derece önemli olduğu çok açıktır. Üniversitelerimizde “Asansör Mühendisliği” adında bir bölümün olmaması işleri daha da karmaşık bir hale getirmektedir.
Asansör elektrik elektronik otomasyon ve makine gruplarından oluşan paket bir sistemdir. Bu nedenle asansör eğitimi verilirken yukarıda sayılan meslek alanlarından oluşan komple bir müfredat takip edilmelidir. Fakat ülkemizde hoş görünmek ve ilgi çekmek adına yapılan yanlışları henüz düzeltememişken (örneğin fakültelerimizden
elektrik/elektronik mühendisi mezun etmek gibi) asansör konusunda bir an önce düzenlemeler yapılmasını beklemek herhalde hayalcilikten başka bir şey olmasa gerekir. Eğitim kurumlarımızda yapılan bu tip yanlışlar doğal olarak sektörü olumsuz yönde etkilemektedir. Mühendislerimizi sektörün neresine koyması gerektiğini bilemeyecek kadar karışmış kafaların yanı sıra bir de ticari anlamda “Ne kadar az masraf o kadar çok kâr” zihniyeti işi mühendis olmadan veya sadece bir mühendis ile yapma fikrini ortaya çıkarmaktadır. Oysa sistemin uygulanmasında  elektrik /elektronik ve makine mühendisinin diğerinin teknik alanına müdahale etmeden yalnızca konusunda çalışma yapması kadar doğal bir şey olamaz. Olması gerekenden daha az personel ile çalışmak belki ticari açıdan kârlı gözükebilir. Ancak bu durum hem lisans eğitimi almış bizlerin düşüncesine hem de işin doğasına aykırıdır.
Batı ülkelerinde mezuniyetten sonra uygulanan “Yardımcı Mühendis”  kavramı hayatta geçirilene kadar bizler de ülkemizde değişik yöntemler geliştirmek zorundayız. Bu noktada üniversitelerimizden kaynaklanan bu eğitim eksikliğini en alt seviyeye çekme görevi
meslek odalarına düşmektedir. Meslektaşlarımızı asansör konusunda ne kadar bilgilendirebilirsek onlara o kadar yardımcı oluruz. Hem kendilerine olan güvenlerini hem de sektör sahiplerine karşı pazarlık güçlerini artırabilmek adına bu eğitimlerden sorumluyuz. Tasarımlarından montajlarına arızalarından bakımlarına kadar tüm detayların belli bir düzen içerisinde verilmesi ve hatta belli dönemlerde periyodik olarak eğitimlerin tekrarlanması mevcut açıkları bir nebze olsun kapatacaktır. O halde bu konuda meslek odalarına ciddi sorumluluklar düşmektedir.
Biliyoruz ki ülkemizde bir mühendisin piyasada yetkili teknik eleman olarak imza atabilmesi için bağlı bulunduğu meslek odasından yetkilendirilmesi gerekmektedir. Bu yetkilendirme belgesine “Serbest Müşavir Mühendis (SMM) Belgesi” denmektedir. Ancak bu belgeyi alan bir mühendis bağlı bulunduğu sektörlerde teknik açıdan yasal anlamda yetkili bir eleman olarak gösterilemez. Burada yanlış anlaşılmaması gereken bir durum söz konusudur. Meslek odalarımız her mühendisin çalışma konumlarına doğal olarak karışmamaktadır. Çalıştığı firmada pazarlama mühendisi satış sorumlusu reklam sorumlusu halkla ilişkiler sorumlusu veya değişik kademelerde müdürlük görevlerinde bulunan kişilerin odalarımızca yetkilendirilmesi gibi bir durum söz konusu olamaz. Bizler sadece mesleğinde sorumlu olarak çalışacak olan mühendisleri yetkilendirme hakkına sahip bulunmaktayız.
 
ASANSÖR KONUSUNDAKİ EĞİTİMLER
Elektrik Mühendisleri Odası olarak 2003 yılından itibaren “Asansör SMM Eğitimleri” adı altında kurslar açmaktayız. Yeni mezun elektrik/ elektronik mühendisi arkadaşlarımızı veya daha önce asansör konusunda yetkilendirme sertifikası çıkarmamış olan üyelerimizi kısa süreli kurslar ile sektöre hazırlamaya çalışmaktayız. Elektrik mühendisliği içerisinde çok ayrı bir alan olan asansör sistemleri üzerinde zaten yoğun bir çalışma yapmamış olan meslektaşlarımızın genelde asansör ile ilgileri “yolcu” safhasından öteye geçmemekte bu durum da bizim işlerimizi daha zorlaştırmakta. Toplam on altı saat civarında olan kurs boyunca mühendisliğin etik değerlerinden sahip olacağımız “SMM Belgesi”nin önemine yanlış kullanıldığı takdirde doğuracağı sakıncalardan ilgili standart ve yönetmeliklere CE işaretlemesinden avan proje ve trafik hesaplarına yoğun olarak da sistemin ve malzemelerinin tanıtılması konularında bilgilendirmeler yapılmaktadır. Bu eğitimlerde basılı dokümanlar dağıtılmakta ve asansör sisteminin her bölümü ve parçası slaytlar eşliğinde anlatılmaktadır. Uygulanmakta olan eğitim programlarında çeşitli sıkıntılar söz konusudur. Bunları genel anlamda açıklamaya çalışırsak:
1- Eğitim süresinin kısa olması bizlerin konuya önem vermemesinden ya da göstermelik bir şeyler yapılsın zihniyetinden kaynaklanmamaktadır. En önemli sebep özellikle il dışından gelen kursiyerlerin gece konaklama ve yemek ihtiyaçları ile bununla ilgili giderleri konusundaki sıkıntılardır. Kursların daha sık fakat devamlı olarak değişik illerde yapılması ile bu sorunun aşılabileceği düşünmekteyim. Sonuç itibariyle bu konudaki sıkıntılara çözüm bulup ne şekilde olursa olsun bu eğitimlerin süreleri mutlaka artırılmalıdır.
2- Bunun haricinde teorik eğitimlerin sonunda en azından bir günün de pratiğe ayrılması ve asansör üzerinde bire bir olarak uygulama ve testlerin yapılması son derece önemlidir. Çünkü her ne kadar derslerimiz slayt gösteriyle sürekli desteklenmekte ise de öğretilen bilgilerin pekiştiği yer mutlaka gerçek sistem olmalıdır.
3- Bu konuda yapılması gereken bir başka değişiklik ise kurs süresinin sonunda katılımcıların sınava tabi tutulmaları gereğidir. Eğitimin sonunda herhangi bir değerlendirme sınavının olmadığı bilen meslektaşlarımızın eğitim sırasında ilgilerinin çok daha çabuk kaybolduğunu görebiliyoruz.
SMM Belgesi alabilmek için bu eğitimlerden 2004 yılında 8 kez yapılmış ve toplam 100 kişi bu konuda yetkilendirilmiştir. 2005 yılında ise 9 kez yapılıp toplam 154 meslektaşımız yetkilendirilmiştir. Görüldüğü gibi bu sayılar kesinlikle azımsanacak miktarlarda değildir. Rakamlar bize sektördeki gelişmenin ne derece hızlı olduğunu anlatmakla beraber sebepleri çok çeşitli olmakla birlikte yetkili mühendis sirkülasyonun en tipik göstergesidir.
Yukarıda bahsettiğimiz eğitim programı SMM Belgesi alabilme konusunda verilmekte olan kısmı içermektedir. Bunun haricinde MİSEM bünyesinde bir de “Asansör Denetleme Ruhsatı ve Kontrol Eğitimi” verilmektedir. Adı geçen kurslara kamu kurumundaki asansör sorumlusu mühendisler ilçe belediyelerle asansörlerin yıllık periyodik kontrolleri konusunda yapılan protokol ile denetime çıkacak kontrol mühendisleri katılmaktadır. Bu eğitimlerde katılımcılara ilgili eski ve yeni standart ve yönetmelikler CE işaretlemesi sistemin ve malzemelerinin tanıtılması kontrol kriterlerimizin neler olduğu asansör bakımı ile ilgili konularda bilgiler verilmektedir. “Kontrol Kriterleri ” başlığı altında basılı dokümanlar dağıtılmakta asansör sisteminin her bölümü ile her parçası slaytlar eşliğinde anlatılmakta ve asansör denetleme örnek formları doldurulmaktadır. İki günlük teorik eğitimler sonunda üçüncü günü uygulamaya ayırıp asansör üzerinde her türlü kontrol ve testler katılımcılara yaptırılmaktadır. Pratik eğitimi de bitirdikten sonra yazılı usulü sınav yapıp katılımcılardan   %70 oranında başarılı olabilmeleri istenmektedir. Bu sınavda istenilen başarı oranını sağlayan meslektaşlarımız tecrübeli ekiplerimizin yanında staj mahiyetinde 20 adet asansörün kontrolüne gönderilmektedir. Staj sonucunda tecrübeli ekiplerin de görüşleri alınarak ilgili mühendislere asansörlerin yıllık periyodik kontrollerini yapabileceğine dair yetki belgesi verilmektedir.
“Asansör Kontrol ve Denetleme” yetki belgesi verilmesi amaçlı eğitim seminerlerinden 2003 yılında Kastamonu’da Sn. Serdar Tavaslıoğlu tarafından verilmiş olan kursa 14 kişi katılmıştır. 2004 yılında Ankara’da 2 adet yapılmış olan kursa toplam 31 kişi katılmıştır. 2005 yılında ise Ankara’da 4 adet gruptan toplam 34 kişi Antalya’da 1 adet gruptan 21 kişi ve Diyarbakır’da 1 adet gruptan 18 kişi olmak üzere toplam 73 kişi bu konuda yetkilendirilmiştir. Bu derece hassas bir konuda katılım sayısının düşük olduğu göze çarpmaktadır. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan 95/16 AT Asansör Yönetmeliği gereği ülkemizdeki bütün ilçe belediyelerinde yapılması gereken asansör yıllık periyodik kontrolleri
maalesef denetimsizlik yüzünden sınırlı sayıda ve sadece çok duyarlı yerlerde yapılabilmektedir. Yürütmenin sağlanabilmesi konusunda tek yetkili olan Bakanlık ve ilgili müdürlüklerince yapılacak denetlemeler sayesinde mutlaka tüm bölgelerde bu uygulama gerçekleştirilebilecektir. Bu konuda da ilgili bakanlığın daha kararlı olması gerekmektedir. Günümüz teknolojisinde “Hidrolik Asansörler ve Yürüyen Merdivenler” de hem hızlı bir gelişme göstermekte hem de kullanım alanları yayılmaktadır. Bu sebeple gelişen teknolojiyi takip edebilmek ve eğitimleri güncelleyebilmek için çok daha fazla dokümana ihtiyaç vardır. Ayrıca her zaman dile getirdiğimiz gibi eğitim sürelerinin de mutlaka artırılması gerekmektedir.
 
NOT:
İlgili makale Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin 14 -16 Nisan 2006 tarihleri arasında düzenlediği Asansör Sempozyumu’nda yayımlanan bildiriler içersinde yer almaktadır. Söz konusu yazının yayımlanmasıyla ilgili olarak yazarının izni alınmıştır.
Kaynak : Asansör Haber |